Rabbani Yol ve Zulmani Yol Arasındaki Fark

Moderatör: Bru-x

mervan33
Mesajlar: 1
Kayıt: 13 Şub 2010, 20:18
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0

Re: Rabbani Yol ve Zulmani Yol Arasındaki Fark

Okunmamış mesaj gönderen mervan33 » 13 Şub 2010, 21:06

Öncelikle merhabalar.

Bütün mesajları okudum, konu çok dağılmış. Karmayacağım, sadece gerekli olandan bahsedeceğim.

Sorun olan tek şey: Havaya aşırı kapılma. Bu her konuda aynıdır. İster parapsikoloji olsun, ister şehir efsaneleri olsun, ister dedikodular olsun, ister sizin de içinde bulunduğunuz bir rekabet ortamı olsun...

Gözü açık olmayan insan havaya çabuk kapılır. Evet aynen böyle, kusra bakmayın. İnsan bir konunun, düşüncenin, akımın atmosferine kapılınca başından geçen olayları kolaylıkla irdeleyemez. Önermeleri bilinçsizce direkt olarak kabul veya reddeder. Bu arada o meditasyon denilen iş, bunun önüne geçebilmek, fiziksel ve ruhsal farkındalığı yakalayabilmek geliştirilmiş. En azından bazı görüşlerce bu şekilde kullanılmış -evet uzaktan değil gayet yakından ilgileniyorum ve halen sapa sağlamım-. Neyse bu konuda belki daha sonralarda yazabilirim.

Asıl yazıyı okuduğumda aklımdan geçen tek şey "peki bunu yazan bütün bunları nereden biliyor ve neden günah?" oldu. Altındaki mesajlara bakıldığında ise "yok artık!" dememek elde değil!

Önce biraz sorgulamayı deneyin. "Neden?" deyin. Ha sakın yanlış anlaşılmasın bu, itip kakıp tersleyin demiyorum; sorgulayın diyorum. Evet parapsikoloji bu, net bir şekilde bilinemiyor şu şartlarda. Belki herkes ayrı şeyler diyor, belki doğru, belki yanlış, belki yalan... Üstüne bir de bu kadar çok ilgilenen olunca havasına kapılmamak elde değil! Bunu ben de biliyorum, ben de yaşadım. Fakat önemli olan ne olursa olsun her koşulda sorgulamayı bilmek. Yaptığına, gördüğüne, okuduğuna, duyduğuna kapılmamak, farkında olabilmek. Ona buna "Haramdır, Haram! Günahtır, günah!" diyenlere kulak asmamayı bırakın, dalgası bile geçiliyor. Peki telekinezi, astral seyehat ve daha günahla kastedilen kısmını bile çözemediğim manyetizma gibi niceleri günah diyince buna inanmak gerçekten bana vahim geliyor. Kusra bakmayın ama şunu da söylemeliyim, her normal insan gibi benim de bazen uyuduğum zamanlar havaya kapıldığım olur. Önemli olan uyanık kalabilmek.

Yazının Yalan ya da gerçek olması önemli değil, önemli olan okuyucunun buna olan tepkisi... Daha yazıyı buralara kadar sabırsızlıktan yarıda bırakıp bana ters tepmesi gibi...

Ha bir de isteyene gönüllü olarak hatırladığım kadarıyla manyetizma dersi verebilirim.) telden, devreden vs. geçen elektrik akımı manyetik alan oluşturuyordu. Liseden aklımda kaldığınca :):)


Kullanıcı avatarı
velovis
Mesajlar: 2
Kayıt: 10 Kas 2009, 17:32
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0

Re: Rabbani Yol ve Zulmani Yol Arasındaki Fark

Okunmamış mesaj gönderen velovis » 15 Şub 2010, 22:36

sitede karşılaştığım en güzel yazılardan biri ve çok işime yaradı gerçekten teşekkür ederim. çok sağol.
“Allah bütün canlıları sudan yaratmıştır. Kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayakla yürür, kimi de dört ayakla yürür. Allah dilediğini yaratır. Allah şüphesiz her şeye Kâdir’dir” (Nur, 24/45)

Batux1995
Mesajlar: 25
Kayıt: 09 Eyl 2008, 11:42
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0

Re: Rabbani Yol ve Zulmani Yol Arasındaki Fark

Okunmamış mesaj gönderen Batux1995 » 20 Şub 2010, 09:19

aynur_81 yazdı:Meditasyon en bilinen anlamıyla yoğunlaşma demektir. Yani günlük halleri unutup , sıkıntıları bir kenara bırakıp rahatlamadır. Tabi hiç bir şey düşünmemek değil. Ahmet Maranki hocamın kitabında da bu mevzu var. Yanlış yerlerden bilgi almaktansa bu konu ile alakalı arkadaşlar kitabını alıp yararlanabilirler. Zaten kendisi de tavsiye eder. Ama tabi ki o hiç bir şey düşünmeyin demez. Sabah ve akşam namazlarından sonra güneş batarken ve doğarken ki enerjiden faydalanın, meditasyon yapın der. Ama tabi sanktritce kelimeler kullanarak değil. Mesela Allah(cc)'un yarattığı bir varlığı düşünün. Tefekkür edin der. Ve şuda kesinlikle bilinmelidir Namaz asla meditasyon değildir. Bazen kavram kargaşaları oluyor. Sakın aldanmayın. Hiç bir şey namazın yerini alamaz. Çünkü o bir farzdır .Bunlar farklı kavramlardır.

Yardımcı olabildimse ne mutlu..
Hem zaten her şey Allah'ın yaratımı değilse her ne düşünsek olmaz mı?Sonuç olarak Allah'ın kendisini bu evrende hayal edemiyoruz.

suburcu
Mesajlar: 5
Kayıt: 26 Eki 2009, 21:00
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0

bende bu konuda şu yazıyı paylaşmak isterim

Okunmamış mesaj gönderen suburcu » 23 Mar 2010, 00:21

"Şeyh Abdülkâdir Geylânî (r.a.)' nin vasiyyetinden alıntı

Kerâmetler ancak bir hayır, hikmet için gösterilir. Kerâmetini gizlemeyen dünyâya düşkündür. Bana talebe olan yâhut evlâdımdan ve halîfelerime bağlı olup, kerâmet derecesine ulaşıp, maksatsız kerâmet izhar edenin yüzü iki dünyâda kara olur."

Abdülkâdir Geylânî'nin insanları gafletten uyaran, kendilerine gelmesine vesîle olan pekçok sözü vardır. Bunlardan bâzıları şunlardır:

"İnsanlara rehberlik eden kimsede şu hasletler bulunmazsa, o rehberlik yapamaz. Kusurları örtücü ve bağışlayıcı olması, şefkatli ve yumuşak olması, doğru sözlü ve iyilik yapıcı olması, iyiliği emredip, kötülüklerden men edici olması, misâfirperver ve geceleri insanlar uyurken ibâdet edici olması, âlim ve cesûr olması."

"Şükrün esası, nîmetin sâhibini bilmek, bunu kalb ile îtirâf etmek ve dille söylemektir."

"Âlimlere tâbi olunuz; bid'at yoluna sapmayınız. Sabrediniz, sızlanmayınız. Sâbit kalınız, ayrılıp dağılmayınız. Bekleyiniz, ümit kesmeyiniz. Özünüzü günahdan temizleyiniz, kirletmeyiniz. Hele Rabbinizin kapısından hiç ayrılmayınız."

"Kalb dünyâ arzularından birine bağlı kaldığı ve geçici lezzetlerden birinin peşine takılıp gittiği müddetçe, imkânı yok, âhireti sevmiş olamaz."

"Mümin, insanlara karşı yüzünden sevinçli olduğunu gösterir. Fakat kendi mahzûndur. Rasulullah efendimiz; "Müminin sevinci yüzündedir. Halbuki kalbi mahzûndur." buyurmaktadır. Müminin tefekkürü, düşünmesi, ağlaması çok, gülmesi azdır. Tebessümü ile kalbindeki hüznü gizler. Dışarıda geçimini temin etmekle uğraşıyor görünür, kalbi Rabbini anmakla meşgûldür. Çoluk çocuğu ile uğraşıyor görünür, kalbi Rabbi iledir."

"İnsanlara gösteriş için amel yapıp, sonra da bunu Allahnın kabûl etmesini istemek yakışır mı? Hırsı, şımarıklığı, azgınlığı ve dünyâya düşkünlüğü bırak. Sevincini ve neşeni biraz azalt. Biraz hüzünlü ol. Rasulullah efendimiz başkasının kalbini ferahlandırmak için tebessüm buyururlardı."

İlk önce yapılması lâzım olan şeyler husûsunda:

"Mü'minin, en önce farzları yapması lâzımdır. Farzları bitirdikten sonra, vâcib ve sünnetleri yapar. Ondan sonra, nâfilelerle meşgûl olur. "

Kötü arkadaşlardan uzak olmayı tavsiye eder, şöyle buyururdu:

"Kötü arkadaşları terket. Onlara sevgi duyma, sâlihleri sev. Yakının bile olsa, kötü arkadaştan uzak dur. Uzak bile olsa, iyi arkadaşlarla berâber ol. Kimi seversen, seninle onun arasında bir yakınlık hâsıl olur. Bu bakımdan, sevgi beslediğin kimsenin kim olduğuna iyi bak.

Ey oğul! Kötü kimselerle düşüp kalkman, seni, iyi kimseler hakkında kötü zanna düşürür. Allah'ın kitabının ve Resûlünün sünnet-i seniyyesinin gölgeleri altında yürü, felâh, bulur kurtuluşa erersin."

Ey oğul! Senin düşüncen, yiyecek, içecek, giyecek ve dünyâ lezzetleri olmasın. Bütün bunlar, nefsin ve insan tabiatının istediği şeylerdir. Kalbin düşüncesi nerede, nefsin ve tabiatın istekleri nerede? Kalbin düşüncesi Allah'dır. Senin düşüncen, Rabbin ve O'nun katında bulunan nîmetler olmalıdır. Dünyâdan ne terkedersen, mutlaka bunun karşılığında âhirette ondan daha hayırlısı vardır. Ömründe sâdece şu içerisinde bulunduğun günün kaldığını farz et de âhiret için hazırlık yap."

Faydasız şeyleri bırakmak husûsunda:"Ey zavallı! Sana fayda vermeyen şeyler hakkında konuşmayı bırak. Dünyâ ve âhirette sana fayda verecek işlerle uğraş. Boş işlerle uğraşmayı bırak. Kalbinden dünyâ düşüncelerini çıkar. Çünkü yakında dünyâdan alınacak, âhirete götürüleceksin. Dünyâda rahat ve hoş bir hayat arama. "

İyi zan sâhibi olmak hakkında

"Müslümanlar hakkında iyi zan sâhibi ol. Onlar hakkında niyetini düzelt. Her türlü hayır işi yapmaya koş. Bilmediğin hususlarda âhireti düşünen âlimlere sor."

Duâ hakkında
"Allah’dan dünyâ ve âhiretin hayırlarını iste. Sakın; "Ben istiyorum. Fakat Allah vermiyor, ben de bundan sonra istemeyeceğim." deme. Duâya devâm et. Eğer istediğin şey ezelde senin için takdir edilmiş ise, Allah’dan istedikten sonra, Allah onu sana gönderir. Eğer istediğin o rızık ezelde senin için takdir edilmemiş ise, Allah seni o şeye muhtaç kılmaz ve kendinden gelenlere rızâ gösterme nîmetini ihsân eder. Eğer Allah senin için fakirlik ve hastalık dilemiş ise, sen de Allah’a fakirlikten ve hastalıktan kurtulman için yalvarırsın. O zaman Allah sana râzı ve memnûn olacağın bir hâl verir. Eğer, ezelde borçlu olmak takdir edilmişse ve sen de borçtan kurtulmak için duâ edersen, Allah alacaklıyı sana kötü muâmele etme hâlinden vaz geçirir. Hatta borcundan azaltma veya hepsini bağışlama hâline çevirir. Eğer dünyâda borçlu halden kurtarmazsa buna karşılık sana bol sevap verir.

Kullanıcı avatarı
Yönetici
Site Yöneticisi
Mesajlar: 599
Kayıt: 31 Eki 2007, 14:25
Yaşadığınız İl: 6 Ankara
Burcunuz: Akrep Burcu: 23 Ekim-21 Kasım
Cinsiyetiniz: Erkek
Teşekkür etti: 16 kez
Teşekkür edildi: 63 kez
İletişim:

Re: Rabbani Yol ve Zulmani Yol Arasındaki Fark

Okunmamış mesaj gönderen Yönetici » 23 Mar 2010, 16:12

Temel düsturlar.
Teşekkürler
Hz. Mevlana derki:

Beden yumurtası içinde harika bir kuşsun sen,
Yumurtanın içinde kaldığın sürece uçamazsın.
Eğer beden kabuğunu kırarsan kanatlarını çırpacak ve ruhu kazanacaksın.

Mesnevi'den


Kullanıcı avatarı
kinetik_prens
Mesajlar: 42
Kayıt: 24 Şub 2010, 18:59
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0

Re: Rabbani Yol ve Zulmani Yol Arasındaki Fark

Okunmamış mesaj gönderen kinetik_prens » 23 Mar 2010, 17:08

çoh uzun okumadmm xD xD


Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj

“Tasavvufi-Dini Yol ve Yöntemler” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir