Astral Seyahat ile İlgili Önemli Soru ???

Astralseyahat (Beden dışı yolculuk) hakkında yaşadığınız veya yaşayacağınız sorunlar ve çözümleri

Moderatörler: Bru-x, Astral

asosyalist
Mesajlar: 1
Kayıt: 02 Eki 2012, 17:26
Yaşadığınız İl: 16 Bursa
Burcunuz: Kova Burcu: 22 Ocak-19 Şubat
Cinsiyetiniz: Erkek
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0

Astral Seyahat ile İlgili Önemli Soru ???

Okunmamış mesaj gönderen asosyalist » 02 Eki 2012, 17:39

Merhaba Arkadaşlarım,Abilerim,Ablalarım,

Öncelikle Konu Yeri Yanlış İse Kusura Bakmayın Daha Yeniyim.

Bugün Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersimiz Vardı. Biz Sınıfça Bu Astral Olayına Kafayı Takmışız Sabah Akşam Bu Konuyla İlgili Konuşuyoruz. Neyse Din Dersinde Arkadaşımın Biri Hocaya, "Hocam Astral Seyahatla İlgili Bilginiz Var mı ? " Diye Sordu. Hoca Beni ve Soran Çocuğu Kaldırdı Tahtaya Bana Astral Nedir Diye Sordu Bende Bildiklerimi Anlattım Tabi Hoca Güldü Beni Yerime Yolladı ve Anlatmaya Başladı, "Astral Seyahat Reankarnasyon Gibi Doğu Kültüründen Gelmiş Ruh Yalanıdır, Zaten Ruh Diye Bişey Yoktur. Kuran-ı Kerimde Geçen Ruhta Cebrail Melektir. " Gibi Şeylerden Bahsetmeye Başladı, Ben Şaşırdım, Aklım Karıştı.

Benim Size Sorum Hocamızın Haklılık Payı Varmıdır ? Yoksa Hocamız Bize Yanlış Bilgi Mi Verdi ?


Kullanıcı avatarı
Yönetici
Site Yöneticisi
Mesajlar: 603
Kayıt: 31 Eki 2007, 14:25
Yaşadığınız İl: 6 Ankara
Burcunuz: Akrep Burcu: 23 Ekim-21 Kasım
Cinsiyetiniz: Erkek
Teşekkür etti: 17 kez
Teşekkür edildi: 63 kez
İletişim:

Re: Astral Seyahat ile İlgili Önemli Soru ???

Okunmamış mesaj gönderen Yönetici » 03 Eki 2012, 14:53

İmzama bak...

Astral Seyahat adı daha çok doğu mistisizminde veya günümüz parapsikoloji terminalojisinde geçer. Ancak bizim kültürümüzde de özellikle Tasavvufta da yerini alır. Bilim şu an batı dünyasında olduğu için onların terminalojilerini kullanmak zorunda kalıyoruz malesef.

Konularla ilgili açıklamaları ayrı ayrı mesajlar halinde alta yazıyorum. Öğretmeninizin bahsetmiş olduğu konu İsra, 17/85 ayeti ile ilgili farklı tefsirlerden kaynaklanıyor. Aşağıya ekleyeceğim mesajları takip edersen soru işaretlerinin cevaplarını bulacaksın...
Hz. Mevlana derki:

Beden yumurtası içinde harika bir kuşsun sen,
Yumurtanın içinde kaldığın sürece uçamazsın.
Eğer beden kabuğunu kırarsan kanatlarını çırpacak ve ruhu kazanacaksın.

Mesnevi'den

Kullanıcı avatarı
Yönetici
Site Yöneticisi
Mesajlar: 603
Kayıt: 31 Eki 2007, 14:25
Yaşadığınız İl: 6 Ankara
Burcunuz: Akrep Burcu: 23 Ekim-21 Kasım
Cinsiyetiniz: Erkek
Teşekkür etti: 17 kez
Teşekkür edildi: 63 kez
İletişim:

Tasavvuf'ta Tayyi Mekan Nedir? (Tasavvufta astral seyahat)

Okunmamış mesaj gönderen Yönetici » 03 Eki 2012, 14:54

Tayyı mekan bir mekandan bir mekana fizik ötesi yolculuktur. Günümüz bilimsel çevreleri bunu açıklayamadıkları, kendileri yapamadıkları ve yapanı görmedikleri için bunu kabul etmemektedir. Ancak Peygamber Efendimizin Miraç olayı bir tayyı mekandır.

İki çeşit tayyı mekan vardır. Bir tanesi şeytani, diğeri Rabbani. Şeytani olanlar şeytanın yardımı ile Rabbani olanlar, Allah'ın (C.C) yardımı ile tayyı mekan yaparlar. Şeytanın yardımı ile yapılan tayyı mekanda karanlık içerisinden karanlıklara doğru yolculuk yapılır. Acı verdiği söylenir. Rabbani olanda ise nurun içinden geçerek istenilen yere doğru yolculuk yapılır.

Rabbani tayyı mekanlar ise üçe ayrılır:

1-Nefs tayyı mekanı (Nefsimizin rüyadaki yolculuğu buna örnektir)
2-Ruh tayyı mekanı(Büyük evliyaların, mürşitlerin istedikleri mekana gitmeleri ve silüet olarak görünmeleri)
3-Fizik vücut tayyı mekanı olarak üçe ayrılır.(Molla Gürani'nin tayyı mekanı buna örnektir)

Tayyı mekanı anlayabilmek için fizik vücut, ruh ve nefs hakkında biraz bilgi vermek istiyorum.

Aslında bizim fizik vücudumuz olarak gördüğümüz bedenimiz,

1-Fizik vücudumuz (Bu alemdedir)
2-Ruhumuz (Meleklerin de yaşadığı Emr alemindedir)
3- Nefsimiz (Berzah Alemindedir)

Üç vücut ta iç içe geçmiş halde olarak fakat farklı alemlerde olarak kabul edilebilir.

Rabbani tayyı mekanın en kolayı ve herkesin yapabildiği nefs tayyı mekanını herkes, her gece yapar ama farkında değildir ve yaşadıklarını çoğu zaman hatırlamaz. (Işık hızı geçilirken genellikle yaşananlar unutulur. Bu arada düşünce hızı sonsuz hıza yakındır, ışık hızının çok üstündedir. Işık hızı laboratuvar ortamlarda geçilmiştir.)

Nefsimiz, bizim fizik vücudumuzun Berzah alemindeki halidir. O da Berzah aleminde bizim fizik vücudumuz gibi davranır. Ama bu Dünya'da görünmez. Biz rüyamızda kendimizi gördüğümüzde aslında nefsimizin vücudunu görürüz. Bu Dünya'da kendimizi gördüğümüzde fizik vücudumuzu görürüz ama iç içe geçmiş olan 3 alemde aslında 3 tane bedenimiz vardır.

Bedenimizi oluşturan hücrelerdeki mitokondrilerin oluşturduğu elektriksel mıknatıslanma nedeniyle bedenimize bağlı olarak nefsimiz (Kordon ile bedenimize bağlıdır, öldükten belli bir süre sonra kopar) ve ruhumuz (Ruhumuz bedenimize herhangi bir kordonla bağlı değildir) fizik bedenimiz ile iç içe dururlar. (Ruhunu ölmeden Allah'a ulaştıranların ruhları yerine mürşitlerinin ruhları başlarının üzerinde durur.) Herhangi bir günah işlemeden önce ruhumuz bedenimizden uzaklaşır. (Yani bazı kişilerin dediği gibi ruh bedenden ayrılınca vücut ölmez. ) Ruh her zaman bize Allah'ın emirlerini yapmamız yönünde aklımıza (Akıl ise yokluktadır, yani 3 alemde de olabilir) telkinde bulunurken, nefsimiz ise şeytanın vesveselerine yenik düşebilir. Nefsini teskiye edenler ise nefslerini ruh hüviyetine döndürdüklerinde, sonsuz mutluluğun sahibi olur, her türlü tayyı mekanı yapabilirler.

Bu işin fiziksel açıklaması ise şöyledir:

Her maddeyi oluşturan atomlardaki elektronlarının mekan olarak aynı yerinde ama karşıt aleminde(Berzah) bir karşıt elektronları vardır. Devir yönü ters olup, mevcut elektronun yarısı hızında ve yarısı zıt ağırlığındadır. Eskiden elektronlara dalgaların eşlik ettiği varsayılırken, bugün karşıt elektronun varlığı konuşulur hale gelmiştir. Artık negatif ağırlıklardan bahsedilmektedir. (0 ağırlıkta olan gama fotonunun kurşun levhaya çaptırıldığında ortaya çıkan pozitif ağırlıktaki elektron buna örnektir. +A ağırlığında bir elektron tartılabiliyorsa, 0 ağırlıkta bir gama fotonunun -A ağırlığında bir karşıt elektronu olmalı, yani A+(-A)=0
Fizik vücudumuzun aynı şeklinde, zıt ve yarı ağırlığında ve elektron devir sayısı yarı hızında olan vücudumuz ise biraz önce bahsettiğim Berzah aleminin varlığı olan nefsimizin bedenidir. Nefsimiz fizik vücudumuz uykuya daldığında, bayıldığında veya öldüğünde fizik vücudumuzun elektron devir sayısı ile nefsimizin elektron devir sayısı eşitlendiğinde , yani nefsimizin elektron devir sayısı iki kat arttığında, vücudumuzu terk eder. Berzah aleminde gezen nefsimiz, bu alemdeki ölmüş kişiler ile sanki gerçekte konuşuyormuş gibi konuşur, merdivenden yürüyerek çıkar, bu alemdeymişcesine davranır. Nefsimiz Berzah aleminin mahluku olduğu için duvar içinden geçemez, uçamaz vs. Ama nefsimiz rüyamızda bizim yaşadığımız dünyada yolculuk ediyor ise, sonsuz hızla hareket edebilir, uçabilir, duvarın içinden geçebilir.


Derlemedir
Hz. Mevlana derki:

Beden yumurtası içinde harika bir kuşsun sen,
Yumurtanın içinde kaldığın sürece uçamazsın.
Eğer beden kabuğunu kırarsan kanatlarını çırpacak ve ruhu kazanacaksın.

Mesnevi'den

Kullanıcı avatarı
Yönetici
Site Yöneticisi
Mesajlar: 603
Kayıt: 31 Eki 2007, 14:25
Yaşadığınız İl: 6 Ankara
Burcunuz: Akrep Burcu: 23 Ekim-21 Kasım
Cinsiyetiniz: Erkek
Teşekkür etti: 17 kez
Teşekkür edildi: 63 kez
İletişim:

Ruhun olmadığını iddia edip, Azrail Ruh'tur görüşünü savunanlar

Okunmamış mesaj gönderen Yönetici » 03 Eki 2012, 14:57

Ruh’un varlığı artık öyle bir hakikat olarak kabul edilmiştir ki, inkârı mümkün değildir.

Can, Türkçede değişik manalara gelmekle beraber, en çok kullanıldığı mana öz, ruh ve hayattır. Bunun için “Azrail canımızı alıyor” dediğimiz zaman ruhumuzu alıyor demek istiyoruz.

Sorudaki yorumların doğru olmadığını kesin olarak söyleyebiliriz. Bu konuda İslam alimlerinin ittifakı en büyük delilimizdir.

“Bir de sana “rûh” hakkında soru sorarlar. De ki: “Rûh Rabbimin emrindendir, Onun bileceği işlerdendir. Size sadece az bir ilim verilmiştir.” (İsra, 17/85) mealindeki ayette geçen “Ruh” kavramı hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür; bunun Hz. Cebrail, Ruh adında büyük bir melek, veya Cesetteki ruh olduğunu söyleyenler olmuştur. (Semerkandî, ilgili ayetin tefsiri)

İmam Maverdi, ilgili ayette geçen Ruh kavramının beş manaya yorumlandığını belirtmiştir: Bunlar: Cebrail, Ruh adındaki büyük bir melek, Kur’an, Hz. İsa ve canlı varlıkların bünyesinde yer alan ruh.. (Maverdi, ilgili ayetin tefsiri)

Ayette farklı görüşler olmasına rağmen alimlerin büyük çoğunluğuna göre buradaki ruhtan maksat, hayatın kaynağı olan ruhtur. (Razi, ilgili ayetin tefsiri)

Razi’ye göre, ayette sorguya tabi tutulan RUH, hayatın kaynağı olan ve canlıların bedeninde yer alan ruhtur. Değişik ihtimaller olmasına rağmen, verilen cevap gösteriyor ki, soru ya ruhun mahiyeti, yahut ruhun kadim mi yahut hâdis mi (önsüz mü, yoksa sonradan mı var olmuş) olduğu ile ilgilidir. Ayette ise bu iki soruya da cevap verilmiştir. “Rûh Rabbimin emrindedir” mealindeki ifadeyle onun Allah’ın emriyle yaratılmış olduğuna; “Size sadece az bir ilim verilmiştir” mealindeki ifadeyle de onun mahiyetinin insanlar tarafından bilinemeyeceğine işaret edilmiştir. (Razî, ilgili ayetin tefsiri)

Bütün bu açıklamalar, RUH’un bağımsız bir varlık olup canlıların bedenine konulmuş olduğunu gösteriyor.

“Ey gönül huzuruna ermiş nefis/ruh! Sen Rabbinden razı, O senden razı olarak dön Rabbine! Sen de katıl has kullarımın içine, gir cennetime!” (Fecir, 89/27-30) mealindeki ayette muhatap olan nefisten maksat ruhtur. İbn Abbas da bunu ruh olarak anlamıştır. (İbn Kesir, İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri) Ruha özel bir hitap yapıldığına göre, onun bağımsız bir vücudu ve şuurunun olması gerekir.

“Nefisler eşleştirildiği (ruhlar bedenlere girdiği) zaman” (Tekvir, 81/7) mealindeki ayette ruhun bedene girdiği zamandan söz edilmektedir. Bu ise ruhun bağımsız bir cism-i latif olduğunu gösterir.

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetme! Bilakis onlar hayatta olup, Rab’lerinin katında yaşarlar, rızıklanırlar” (Ali İmran, 3/169) mealindeki ayette şehitlerin özel bir hayata mazhar olmaları ve rablerinin katında rızıklanmaları, açıkça ruhanî bir hayatı göstermektedir.

Bir çok sahih hadiste de öldükten sonra özel olarak ruhun devam ettiğinden söz edilir: Miraç hadisinde Peygamberlerin ruhlarıyla görüşmeler yapılmıştır. Şehitlerin ruhları yeşil kuşlar içinde cennette uçarlar. (İbn Kesir, Mümin, 40/41-46. ayetlerin tefsiri)

Bediüzzaman hazretlerinin bu konudaki ifadeleri de konumuza ışık tutmaktadır:

“Ruh bir nuranî kanundur, vücud-u haricî giymiş bir namustur; şuuru başına takmış” (Sözler, s.702 )

Esasen insan kendi hayatına dikkatle bakabilse, kendisinde baki bir ruhun varlığını anlayabilir. İnsanın bedeni hücrelerin yenilenmesiyle devamlı değişir. Çocukluktan gençliğe, gençlikten kemale, kemalden ise; ölüm ve zevale doğru beden değiştirerek yolculuk devam eder. Beden her gün yavaş yavaş, zamanla ise tümden değişse de insanda değişmeyen bir mahiyet ve özellik vardır. O da ruhudur.

Diğer taraftan, huyların, fıtratın, mizacın ve mahiyetlerin değişmeyip devam etmesi de ruhun bedenle beraber değişken olmadığının göstergelerindendir.

O halde ruh bizzat eskimez, yıpranmaz, ölmez ve ebedi hayatta varlığı devam edecektir. (Geniş bilgi için bk. Nursi, Sözler, Yirmi dokuzuncu Söz)


sorularlaislamiyet
Hz. Mevlana derki:

Beden yumurtası içinde harika bir kuşsun sen,
Yumurtanın içinde kaldığın sürece uçamazsın.
Eğer beden kabuğunu kırarsan kanatlarını çırpacak ve ruhu kazanacaksın.

Mesnevi'den

Kullanıcı avatarı
Yönetici
Site Yöneticisi
Mesajlar: 603
Kayıt: 31 Eki 2007, 14:25
Yaşadığınız İl: 6 Ankara
Burcunuz: Akrep Burcu: 23 Ekim-21 Kasım
Cinsiyetiniz: Erkek
Teşekkür etti: 17 kez
Teşekkür edildi: 63 kez
İletişim:

Ruhun Varlığı İle İlgili Naklî Deliller

Okunmamış mesaj gönderen Yönetici » 03 Eki 2012, 15:00

Bir hakikatin araştırılmasında en önemli kaynak “Mütehassıslar”dır. Gelişmiş cemiyetlerin en mümtaz vasıflarından biri ve belki de en önemlisi ihtisasa hürmet ve vazife taksimine riâyettir. İktisadî, içtimaî, ilmî ve fikri sahalarda güvenilir ve sıhhatli bilgi elde etmenin yolu, hayatlarını ve mesâilerini belli bir sahaya hasretmiş mütehassıs kişilere başvurmaktır. İhtisasa hürmet, ilmin izzetinin gereğidir; aklen, dinen, hikmeten ve vicdanen zarurîdir. Bu sebeble, “Ruh nedir? Niçin yaratılmıştır?” sorularına güvenilir cevaplar alabilmek için bu sahanın mütehassıslarını bulmak ve onlara müracaat etmek icabeder.

Şimdi düşünelim: Acaba, ruh ve ruha ait hakikatlar konusunda ilim bize güvenilir bir bilgi verebilir mi? Bilindiği gibi, müsbet ilimler, varlıkları tecrübe ve deney metodu ile incelerler. Hâdiselerin “Nasıl” olduğunu araştırırlar, fakat “Niçin”i üzerinde durmazlar. Şu hâlde, ruh ve ruha ait hakikatlar müsbet ilmin faaliyet sahası dışında kalmaktadır.

Felsefeye gelince: Felsefe hâdiselerin “Niçin”i üzerinde durur, eşyanın özünü araştırır. İnsan, yaratılış, ezel, ebed ve ruh gibi konulardan bahseder. Ancak, felsefe tarihi tetkik edildiğinde görülür ki, ne kadar filozof varsa, âdeta o kadar da tezatlar, tutarsızlıklar, şüpheler vardır. Şu hâlde, hangisinin yolundan gidilecek, hangisinin sözüne itibar edilecektir? Gerçekte, filozofların ekserisi ruhun varlığını kabul etmişlerdir; ancak, ruhun hakikati, mâhiyeti ve gayesinde birçok tezatlara düşmüşler, hakikattan sapmışlardır.

Herşeyin hakikatını araştıran filozoflar, vazifeleri icabı vahyi de araştırsa,incelese ve gerçeğine vâkıf olsalardı, karşılarına çıkan derin engelleri suhuletle aşacak, evhamlardan kurtulup insanlara rehber olmaya hak kazanacaklardı.

Felsefî doktrinleri tetkik ettiğimizde görürüz ki, filozofların çoğu maalesef vahyin ziyası altına girmemiş veya girememişlerdir. Onlar, sanki, eşyanın yaratılmasında payları varmış gibi, müstakil ve müstağni konuşmuşlar, ahkâm kesmişlerdir. Kendilerini mükemmel zannedip, acz ve fakrlarını, kusur ve noksanlarını görememişlerdir. Yâni, “Kimin mahlûkuyum”, “Kimin masnûuyum”, “Kimin tedbir ve inayeti ile besleniyorum,” diye düşünmemişlerdir. Şayân-ı hayrettir ki, çok güvendikleri fikir ve irâdelerinin de kendileri gibi mahlûk olduğundan gaflet etmişlerdir.

Bilhassa materyalist ve marksist filozoflar, felsefelerinin esasını kin, iğbirar ve inkâr üzerine kurmuşlar; Allah, yaradılış, ruh, ahlâk, inanç, itibar ve faziletle ilgili bütün yüksek hakikatları küfürlerinden gelen bir inatla inkâra sapmışlardır. Maddeye saplanıp, inkar ile kendilerini güya teselli etmek istemişlerdir. Her türlü inanç ve fazilete düşman olup, inkârdan lezzet alan bu habis ruhluların ruh hakkında söz söylemeye selâhiyetleri yoktur.

Şu hâlde, ruh mevzuunda, ne müsbet ilim erbabı, ne de felsefeciler mütehassıs olamazlar. Bu sahanın asıl söz sahipleri peygamberler (a.s) ve onların vârisleri olan âlimlerdir. Zira o nûrânî zâtlar, kendiliklerinden konuşmazlar, vahy-i îlâhî’ye tercümanlık ederler.

Bir kâide-i mukarreredir ki, “Yapan bilir, bilen konuşur.” Bu bakımdan,ruh hakkında kesin ve gerçek hüküm, ruhun yaratıcısı olan Allah’ındır. Evet, bir makinayı kim yapmışsa, onun hakkında söz onun olacaktır. O makinanın yapılış gayesi ve işleyiş tarzı sadece ustasından öğrenilecektir. Sıhhatli bilginin kaynağı budur. İşte bu kaynak “Menba-ı Hak ve maden-i hakikat” (Hakkın ve kakikatın kaynağı) olan Kur’ân-ı Azîmüşşân’dır. Kur’ân-ı Kerîm mânâ âleminin güneşidir. Ruhlar onunla nûrlanır, kalbler onunla zulûmattan kurtulur. Bilindiği gibi, Güneş bütün bitkilere, kabiliyetlerine göre feyiz verir; ziyâsıyla onları hayatlandırır. Mânâ âlemimizin Güneşi olan Kur’ân-ı Azimüşşân da ona uyanların ruhlarına inkişaf, akıllarına istikamet, kalblerine nûr verir.

O, hem maziyi, hem hâli, hem de ebediyeti aydınlatan bir Nurdur. İnkârlardan, ümitsizliklerden, kederlerden terekküp eden cehalet karanlıklarını gönüllerden silip atmıştır. O’nun ziyası altına giren akıllar, nice hakikatların keşfi yanında, kendi efendileri olan ruhlarını da bilmişler ve onların varlığını tasdik etmişlerdir. O ezel güneşi, selim akıllara, ruhun varlığını, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak bir kat’iyette göstermiş ve ispat etmiştir. Bu husustaki Âyet-i Kerimelerden birkaçını takdim etmekle yetineceğiz.

1. “Allah yolunda öldürülmüş olanlar için ‘Ölüler’ demeyiniz. Bilâkis onlar diridirler. Fakat siz iyice anlamazsınız.”2

Bu âyetten iki hususu anlıyoruz:

a) Cesedin öldüğünü görmemize rağmen, Cenâb-ı Hakk’ın, “Ölüler” demeyiniz buyurması, cesedin dışında ölmeyen bir mâhiyetin varlığını gösteriyor ki, o da ruhtur.

b) Âyet-i Kerîme, o hayatın keyfiyetini, yaşamayanların bilemeyeceklerini beyan ediyor.

Bu âyetle Cenâb-ı Hak, şuur ve aklımızla anlayamadığımız hakikî bir hayatın olduğunu apaçık bildirmektedir.

2. “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilâkis onlar Rableri katında diridirler. (Öyle ki, Allah’ın) lütf-ü inayetinden, kendilerine verdiği (Şehidlik mertebesi) ile hepsi de şâd olarak (Cennet nimetleriyle) nzıklanırlar. Arkalarından henüz onlara katılamayan (şehid dindaş)ları hakkında da: ‘Onlara hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir’ diye müjde vermek isterler.” 3


Âyet, maddî cesedin öldüğünü görmemiz yanında, Allah’ın inayetine mazhar olan başka bir hayat tabakasından haber veriyor ki, o da şehidlerin hayatıdır. Onlar, sürur ve neş’e içinde Cennet nimetlerinden rızıklanmaktadırlar.

Cenâb-ı Hak bu âyetle, ruhların bedene bağlı olmaksızın kâim olduklarını ve ölümden sonra da baki kaldıklarını ifâde buyurmaktadır.

3 “Şüphesiz âyetlerimizi tanımayan kâfirler var ya, muhakkak ki biz onları yarın bir ateşe yaslıyacağız, derileri piştikçe azabı duysunlar diye kendilerine (tebdilen) başka deriler vereceğiz. Çünkü Allah, izzetine nihayet olmayan bir hikmet sahibidir.”4

Yine bu âyette de yanıp yok olan bir maddeye mukabil, yanmakla yok olmayan bir hakikata işaret ediliyor. O hakikat da ruhtur. Ruh, sabit olup, onun elbisesi olan cesed ise dağılmaya mahkûmdur. Dünyaya geldiğimizden bu yana bedenimizin durmadan değiştiğini, buna karşılık değişmeyen sabit bir hakikatin varlığını hepimiz biliyoruz. Bu dünyada böyle olunca, öbür dünyadaki bu keyfiyeti inkâr etmek, yaşadığımız şu hayatı inkâr etmek kadar divanelik olur.

4 “Sana, ruhu sorarlar. Deki: Ruh, Rabbimin emri (cümlesi)ndedir. (Zaten) size az bir ilimden başkası verilmemiştir.” 5

Cenab-ı Hak, bu âyette de ruhun var olduğunu, onun mâhiyet ve keyfiyetini bize perdelediğini ve insanlara bu hususta az bilgi verdiğini beyan buyurmaktadır. Öyleyse, ruhun varlığını kabul akıllılık, mâhiyetini anlamaya zorlanmak ise cerbezedir, abesle iştigaldir.

5 “(Azâbtan biri de) ateştir ki, onlar buna sabah-akşam arzolunacaklar. Kıyametin kopacağı günde, Firavun Hanedanını azabın en çetinine sokun’ (denilecek)” 6

Bedenin ölmesine, çürüyüp değişmesine rağmen devam eden bir hakikat olmazsa, Firavun ve Hanedanı azaba nasıl mâruz kalacaktır?

6 “Ey itmi’nana ermiş ruh! Dön Rabbine. Sen O’ndan razı olarak. Haydi gir kullarımın içine. Gir Cennetime” 7

Bu âyette de apaçık ruha hitap vardır. Muhatap olmazsa hitap olmaz. Ruhtan rızâ ve kulluk isteniyor. Hâlbuki “yok”tan birşey istenmez.

7 “Allah alır o canları öldükleri zaman; ölmeyenleri de uyuduklarında. Sonra üzerlerinde ölüm hükmünü verdiklerini alıkorda diğerlerini salıverir; bir müsemma ecele kadar. Şüphesiz ki, bunda düşünecek bir kavim için âyetler var.”8

Bu âyette, alındığı yahut bir müsemma ecele kadar alıkonulduğu ifâde edilen “can”, ruhtan başkası değildir.

Ruh mevzuunda, takdim ettiğimiz âyet-i kerîmelerden sonra, şimdi de Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (s.a.v) Hadîs-i şeriflerinden birkaçını nakledelim. Her mevzuda olduğu gibi, ruh hakkında da en ihatalı izahı, vahyin ziyası altında, Peygamber-i Zişân Efendimiz (s.a.v) yapmıştır.

Bütün İlâhî hakikatlarda ve eşyanın mâhiyetine âit esrarda Kur’an’dan sonra en emin kaynak Peygamber Efendimiz’in sözleridir. Zira O Zât (s.a.v), Mi’raç mücizesiyle Sidre-i Müntehâ’yı aşmış, Kâ’b-ı Kavseyn’e varmıştır. Hiçbir nebinin uçamadığı idrâk merhalelerini geçmiş, hiçbir arifin hakkıyla mülâhaza edemediği hakikatları yakînen temaşa etmiştir. Hattâ Cebrail’in seyr ve temaşasının bittiği mıntıkalardan gözleri şaşmadan, ayakları dolaşmadan geçmiştir. Hiçbir marifet şehbazının pervaz edemediği bir ufk-u kemâle yükselmiştir. Bütün mükevvenatın idare edildiği en yüksek makamları görmüş, beşerin mukadderatını yazan, kâlemlerin seslerini duymuştur.

Cenâb-ı Hak, O Zât’ı, insanlara hakikati göstermekle vazifelendirip, bütün insaniyete bir nümûne-i imtisal kılmıştır. Nebileri içerisinde hususî iltifatı ile seçtiği O Zât’ı (s.a.v) umumî ve küllî feyze mazhar etmiştir. Bu sebeble O’nun beyan buyurduğu her hakikat, itikad edilmesi lâzım gelen bir vecibedir.

Rivayet olunduğuna göre, Hz. Câbir (r.a) şöyle anlatır:

— Bir gün, Resûlullah Efendimiz’e sordum:

— Yâ Resûlâllah, Cenâb-ı Hak ilk önce neyi yarattı? Cevaben şöyle buyurdular:

Yâ Câbir, Cenâb-ı Hak evvelâ senin Nebî’nin nurunu yarattı. Nûr katresinden ruh katresi halkedildi. Bu ruhlar, evvelâ enbiyâ-i izâmın ruhlarıydı. Onların nefislerinden ise velîlerin, şehidlerin, sırasıyla Allah’a itaat edenlerin ve mü’minlerin ruhları yaratıldı... 9

Hz. Âişe validemiz (r.a) der ki: “Peygamber (s.a.v)’in şöyle dediğini işittim”:

“Ruhlar muhtelif neviler, toplu grublar halindedir, onlardan birbirini tanıyanlar kaynaşırlar, sevişirler; tanımayanlar ise ayrı ayrıdırlar.”10

Ebû Hüreyre’den (r.a) gelen bir hadîste, Allah Resûlü (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:

“Mü’minin ruhu bedeninden çıkınca iki melek onu alır, yukarı çıkarırlar. Sema ehli der ki: Bu yer canibinden gelen temiz bir ruhtur. Ey temiz ruh, Allah sana ve içinde ömrünü tamamladığın cesedine rahmet eylesin. Sonra o ruh Azîz ve Celîl olan Rabbine götürülür de Rabb-ı Celîl’i der ki: Onu Sidre-i Müntehâ’ya götürün. Kafirin ruhu bedeninden çıkınca sema ehli der: Bu, yerden gelen habis, kötü bir ruhtur. Onu da siccîn (Cehennem)’e götürün denilecektir.” 11

Sevbân’dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte de Resûlullah Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Her kimin ruhu, gayr-i meşru bir hazine bırakmadan, günah-ı kebâirle zedelenmeden ve borçtan uzak olarak cesedinden ayrılırsa o Cennet’e girer.” 12

İbn-i Abbas (r.a) diyor ki,

Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki, “Kardeşlerinizden birisi şehid olduğu zaman Allah onların ruhlarını (Cennet) kuşların(ın) cevfine koyar. Onlar Cennet’in nehirlerinden içer, meyvelerinden yer, arşın gölgesindeki altından kandillere girerler. Yiyecek, içeceklerinin hoşluğunu ve güzel karşılanmalarını her gördüklerinde derler ki, keşke kardeşlerimiz, Cenâb-ı Hakk’ın bize neler yaptığını (nasıl muamele ettiğini) bilselerdi de, cihaddan geri kalmasalardı ve harbten vazgeçmeselerdi. Azîz ve Celîl olan Allah, ‘Sizin bu arzunuzu ben onlara ulaştıracağım.” buyurdu ve Resûlüne (s.a.v) “Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanma, bilakis onlar diridirler. Rableri katında rızıklanmaktadırlar..” 13 âyetini indirdi.

Dip Notlar:
2:Bakara Sûresi, 2/154
3:Âl-i İmrân sûresi, 3/ 169-170
4:Nisâ sûresi, 4/ 56
5:İsra sûresi, 17/ 85
6:Mü’min sûresi, 40/46
7:Fecr sûresi, 89/ 27- 30
8:Zümer sûresi, 39/42
9:Keşfü’1-Hafâ: 1,265; Mevahibü’l-Ledünniyye Şerhi; 1,46
10:Buhârî, Enbiya: 2; Müslim, 1,159
11:Müslim, Cennet: 75
12:İbn-i Kayyımi’l-Cevzi, s.39-40
13:İbn-i Kayyımi’l-Cevzi, s.39-40

Yazarı: Mehmed Kırkıncı, 08-7-2010
Hz. Mevlana derki:

Beden yumurtası içinde harika bir kuşsun sen,
Yumurtanın içinde kaldığın sürece uçamazsın.
Eğer beden kabuğunu kırarsan kanatlarını çırpacak ve ruhu kazanacaksın.

Mesnevi'den


Kullanıcı avatarı
Yönetici
Site Yöneticisi
Mesajlar: 603
Kayıt: 31 Eki 2007, 14:25
Yaşadığınız İl: 6 Ankara
Burcunuz: Akrep Burcu: 23 Ekim-21 Kasım
Cinsiyetiniz: Erkek
Teşekkür etti: 17 kez
Teşekkür edildi: 63 kez
İletişim:

Re: Astral Seyahat ile İlgili Önemli Soru ???

Okunmamış mesaj gönderen Yönetici » 03 Eki 2012, 15:06

Sanırım bunlar fazlasıyla yeterlidir. Bir de konuyla ilgili batı dünyasının bilimsel çalışmaları var tabiki. Kirlian Fotoğraf tekniği ile insan bedenindeki enerji alanı resmedilmiştir. Bilimsel olarak farklı yorumlar olmakla beraber bu fotoğraflar her canlının hatta cansızın bir enerji alanı olduğunu kanıtlamaktadır. Ki cansız diye bir şey yorumla ilgilidir. Atomu incelediğimizde yorum farkını anlayabiliriz.

Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim


Konuyla ilgili ayrıntılar için: http://akreportal.net/mistik-dunyanin-k ... 15277.html
Hz. Mevlana derki:

Beden yumurtası içinde harika bir kuşsun sen,
Yumurtanın içinde kaldığın sürece uçamazsın.
Eğer beden kabuğunu kırarsan kanatlarını çırpacak ve ruhu kazanacaksın.

Mesnevi'den

Krauserin
Mesajlar: 1
Kayıt: 09 Tem 2013, 01:27
Yaşadığınız İl: 64 Uşak
Burcunuz: Kova Burcu: 22 Ocak-19 Şubat
Cinsiyetiniz: Erkek
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0

Re: Astral Seyahat ile İlgili Önemli Soru ???

Okunmamış mesaj gönderen Krauserin » 09 Tem 2013, 01:29

Hocan Yanlış Söylemiş Arkadaşım...İslami Forum Sitesinden Bulduğum Bu Yazıyı Sonuna Kadar Oku..

1. Allah’ın veli kullarının yaptığı gibi ruhunu terakki ettirip cesedine galip getirmek. Bu tarz bir ruh yükseltmesi sizi korkutmasın. Çünkü, Allah’ın istediği ve sevdiği bir tarzdır.

2. İstidrac, dediğimiz dinden uzak olan bazı şahısların yaptığı gibi bir ruh - beden ayırımına gitmektir. Bu tarz ise çok zor olmakla beraber tehlikelidir. Bazen istenmeyen ve beklenmeyen bir sonuç ile karşılaşılabilir.

Fakat asıl olan, ibadet vasıtasıyla nefs-i emaresini terbiye etmek ve ruhunu bu yolla terakki ettirmektir. Bu hem sünnettir hem de selametli ve sağlıklı hem de ibadet olan yoldur.

İnsan beden (vücut) ve ruhun birleşiminden oluşur. Beden et ve kemik olan aslı toprak olup, topraktan gelen kimyasal ve fiziksel değişime uğramış proteinler sayesinde yaşayan, ölünce yine toprak olacak olan bir yapıdır.

Ruh ise Allah’tan gelen, vücudu canlı, gören, hisseden kılan ilahi bir emirdir.

Ölü bir insan düşünelim. Eli, kolu, beyni, gözleri, kalbi,.. vücudu tam olarak yerindedir. Bu insana fıkra anlatsak, bilmece sorsak, korkunç hikayeler anlatsak, hüzünlü olaylar anlatsak ... bir tepki verir mi, bu ölü insan.

Canlı iken her fıkraya gülen, hüzünlü her olaya üzülen, korkan, sevinen, üzülen bu insana ne olmuştur. Daha doğrusu can alıcı soru şu: Ölürken bedendan eksilen nedir ki o olmayınca neşe, sevinç, hüzünde ... olmuyor? İşte o (ölünce bedenden eksilen) ruhtur.

Demek ki duygularımızı var eden, hissiyatın kaynağı olan ruhtur. Yoksa sevinme, üzülme, fikir, düşünce... gibi kavramları, kuru bir vücut organları arasındaki elektrik akımı ile izah etmek imkansızdır. Ruhla duygu vardır. Ruh emaneti geri alınınca, duygu, his, düşünce de... vücudu terk eter.

Astral seyahat; ruhun bedenimizi belirli bir süre terk ederek çeşitli yerlere düşünce hızı ile gidip, gittiğimiz yerlerde meydana gelen olayları izleyebilmeye denmektedir. Ancak esasında ruh bedenden ayrılmamaktadır. Ruh bedenden ayrılmadan da başka yerlerde bulunabilme özelliğine sahiptir. Nitekim nefislerini terbiye etmiş insanların ruharı bir anda bir çok yerde bulunabilmektedir. Abdulkadiri Geylani Hazretleri aynı anda kırktan fazla yerde görülebilmiştir.

Kur'an-ı Kerim'in mucizeliğinin bir yönünü de, onun ifade buyurduğu hakikatlerin, özellikle Allah'ın isim ve sıfatlarının o sonsuz tecellilerini ve hakikatlerini anlatırken, hiçbir çelişkiye meydan vermemesidir. Bu konuyu açıklayan Bediüzzaman, bu uçsuz bucaksız yansımaların büyük bir âhenk ve uyum içerisinde olduğunun şahitlerinden bazılarını da manevî/ruhânî olarak "astral" seyahatlerde bulunan keşif ehli, irfan ve hikmet sahiplerini kabul etmektedir.

O, özetle (sadeleştirilmiş) şöyle der:

"Kur'an'ın bahsettiği o geniş hakikatler, bütün dal-budaklarıyla, amaçları ve ortaya koydukları sonuçlarıyla, çok geniş bir yelpazede, o kadar tenasüple birbirine uygun, birbirine lâyık, birbirini kırmayacak, birbirinin hükmünü bozmayacak, birbirinden tevahhuş etmeyecek / birbirine karşı yabancılık çekmeyecek bir surette Allah'ın isim ve sıfâtlarını, iş ve fiillerini öyle bir tarzda beyan eder ki, bütün ehl-i keşif ve hakikat ve daire-i melekûtta cevelân eden/Allah'ın memleketinde seyahat eden bütün irfan ve hikmet sahipleri, Kur'ân'ın o beyanlarına karşı "Sübhânallah" deyip "Ne kadar doğru, ne kadar mutabık, ne kadar güzel, ne kadar lâyık" diyerek tasdik ediyorlar." (bk. Sözler, Yirmi Beşinci Söz, s. 435)

"Zemin/yer ile gökler, bir hükûmetin iki memleketi gibi birbirine alâkadardırlar. Ortalarında ehemmiyetli irtibat ve mühim muameleler vardır. Zemine lâzım olan ziya/ışık, hararet/ısı ve bereket ve rahmet gibi şeyler semadan geliyor, yani gönderiliyor. Vahye istinat eden bütün edyân-ı semaviyenin/Semavî dinlerin icmâı ile ve şuhuda istinad eden/keşif yoluyla gördükleri hakikatlere dayanan bütün ehl-i keşfin tevatürüyle, melâike ve ervah semadan zemine geliyorlar." (Sözler, On Beşinci Söz, s.177)

"Bundan, hisse karib/gözle görmeye yakın bir hads-i kat'î ile/kalbe birden gelen ve onu tatmin eden bir ilham ile bilinir ki, sekene-i arz/yeryüzünde ikamet edenler için, semaya çıkmak için bir yol vardır. Evet, nasıl herkesin akıl ve hayal ve nazarı her vakit semaya gider. Öyle de, ağırlıklarını bırakan ervâh-ı enbiya ve evliya veya cesetlerini çıkaran ervâh-ı emvat, izn-i İlâhî ile oraya giderler. (Sözler, a.g.e)

"Metafizik gerilim" kavramı, kendi bağlamında daha iyi anlaşılır. Ancak genel anlamı şöyledir: "Metafizik" kelimesi, fizik ötesi, manevî âlemleri, gayb âlemlerini, berzah, ahiret gibi fizik ötesi âlemleri ifade etmektedir. "Gerilim" kavramı, "elektriğin gerilim hattı" tabirinde olduğu gibi, yüksek bir enerji voltajını ifade etmektedir.

Buna göre benzetme yoluyla kullanılan "Metafizik gerilim" kavramından şunu anlamak gerekir: İman dürbünüyle manevî âlemlere, fizik ötesi âlemlere, Allah'ın isim ve sıfatlarının hakikatlerine bakıldığında, oralarda insanı derhal kendine çeken, bir güzelliği, bir çekim alanını, akılları çarpan, gönülleri çelen, vicdanları kendine meftun eden bir cazibe merkezini, yüksek manevî bir "elektrik gerilim hattını" görecek ve ona kapılacaklardır. Adeta kendinden geçip bir nevi transa geçecekler.

Rüyada da insanın ruhu yine cesede bağlıdır. Ancak rüyada farklı yerlerden ve alemlerden pencereler açılır ve ruh o pencereden o alemleri seyreder. Başka insanların ruhlarıyla görüşebilir.

Al Sana Link!!! http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/1 ... liyor.html


Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj

“Sorunlar-Uyarılar ve Çözümleri” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 6 misafir